18 Ocak 2010 Pazartesi

Jiddu Krishnamurti


Beni kendine zeitgeist-addendum belgeselindeki o müthiş tonlamalı konuşması ile hayran bırakan ve daha sonra da giderek onu araştırmama neden olan zat-ı muhteremdir.

o konuşmanın videosu:
videoyu izlemek için tıkla (yasal uyarı: dolsun öyle izleyin, piç etmeyin videoyu)


Theosophical Society tarafından daha 13 yaşında "dünya öğretmeni" seçilmiş ve daha sonra dünyanın en önemli düşünürlerinden biri haline gelmiş.(her ne kadar hakettiği üne kavuşamasa da). İlginçtir ki 34 yaşındayken ve onu yetiştiren bu derneğin en saygın kişisi iken derneği feshetmiş. Onun düşüncelerini, felsefesini benimseyen insanlar giderek bu derneğin etrafında toplanmaya başlamış ve onu bir öğretmenden çok bir mesih, bir guru olarak görmeye başlamış, kendisine yakıştırılan bu imgeleri de daim reddeden jiddu böyle bir karar aldığını açıklamış.

Jiddu'ya göre Eğitim: Jiddu mühendislik, mimarlık vb diğer teknik konular dışında "öğretmen" ile "öğrenci" ikilisinin öğrenene hiçbir şey katmayacağını hatta öğretmenin öğrenciye engel olabileceğini iddia etmiştir. Bunun yerine "öğreti" ve "öğrenen" olmalıdır. jidduya göre bilgi her yerdedir. Onu alabilmek için öncelikli olarak önyargılardan, şartlanmışlıktan vazgeçmek ve düşünceyi tamamen özgürleştirmek gerekir. Öğrenilecek olguyu zihniyle yaşayarak, hissederek öğrenmelidir.

şimdi sözü jidduya bırakıyoruz(alıntır...e mecburen):

"Gerçeklik yolu olmayan bir ülkedir. İnsanlar oraya herhangi bir organizasyon, inanç sistemi, dogma, rahip, ritüel, felsefe sistemi veya psikolojik teknikle ulaşamazlar. İnsanlar onu ilişkilerinin sayesinde, gözlem yaparak ve kendi zihninin bütününü görerek bulmak durumundadır; entelektüel analizler, tahliller yaparak değil.

İnsanlar dini, politik ve şahsi güvenlikleri uğruna imgeler yarattı. Bunlar semboller, fikirler, inançlar olarak tezahür ediyor. Tüm bunların ağır yükü insanların düşüncesine, ilişkilerine ve günlük hayatına egemen oluyor. İşte bu tüm ilişkilerimizde bizi birbirimizden ayırıyor ve problemlerimizin sebebi oluyor."

***

"Şarkı dinlemek için burada değilsiniz. Bizim yapmaya çalıştığımız şey kendi kalbimizdeki şarkıyı bulmak. Başkasının şarkısını dinlemek değil. Birçok insan başkasının şarkısını dinlemeye alışmış, dolayısıyla kalpleri boş, her zaman da boş olacak.

Sizin şarkınız değil, demek ki siz yalnızca bir gramofonsunuz. Psişik durumunuza göre plak değiştiriyorsunuz; siz müzisyen değilsiniz. Oysa özellikle işlerin zor ve dertlerin ağır olduğu zamanlarda her birimiz müzisyen olmak zorundayız, şarkıyla kendimizi yeniden yaratmak zorundayız. Bunun anlamı kalbimizi zihnin doldurmuş olduğu şeylerden özgürleştirmek ve boşaltmaktır. Dolayısıyla zihnin yarattıklarını anlamak ve bu yaratılanların hakiki olmadığını görmek zorundayız. Kalp boş olduğu zaman, küllerle dolu olmadığı zaman, zihin sessizdir. O sessizlikte zihnin ürünü olmayan, yok edilemez ve çarpıtılamaz bir şarkı vardır."

***


"Eminim şöyle bir şey yaşamışsınızdır: Bir sorununuz var ve bunun hakkında düşünüyorsunuz, bunu tartışıyor, bunun hakkında kaygılanıyorsunuz. Bunu anlamak için düşünce sınırlarınızın içinde her türlü olasılığa başvuruyorsunuz. Sonunda 'artık yapamıyorum' diyorsunuz. Bunu anlamanıza yardım edebilecek hiç kimse yok, hiç bir guru, hiç bir kitap yok. Sorunla baş başa kaldınız ve hiç bir çıkış yolu yok.

Sorunu bütün gücünüzü kullanarak sorgular, nihayetinde onu bir yana bırakırsınız. Zihniniz artık bu sorundan dolayı kaygılı ve hırpalanmış değildir. Artık 'bir yanıt bulmalıyım' demeyi kesmiştir ve böylece sessizleşmiştir. İşte bu sessizlik içinde yanıtı bulursunuz.

Bu olağanüstü bir şey değildir. Büyük matematikçiler, bilim adamları bunu yaşarlar. Sizler de bunu arada sırada günlük yaşamınızda deneyimlersiniz.

Bu ne anlama gelir? Zihin düşünce gücünü son noktasına kadar işletmiş ve bir yanıt bulamadan bütün düşüncelerin sonuna gelmiştir; dolayısıyla sessizleşmiştir. Bıkkınlıktan yorgunluktan dolayı değil, 'sessiz olacağım ve böylece yanıtı bulacağım' dediği için değil. Yanıtı bulmak için olası her şeyi yaptığından, zihin kendiliğinden sessizleşir. Bu sessizlikte bütün sorunlarımızı çözecek bir algılama hali gizlidir."

***

"Sevgili ile ne demek istediğimi soruyorlar. Açıklayayım, siz istediğiniz gibi anlayın. Benim için O Krishna, Kuthumi, Maitreya, Buda... Bunların hepsi, ama hepsinin biçiminin ötesinde. Ne ad verdiğiniz ne fark eder ki?... Benim Sevgilim gökler, çiçekler, her bir insan. Ben Sevgilimle birleştim ... Ve siz Onu her bir hayvanda, her bitkide, acı çeken her insanda göremedikçe anlayamayacaksınız."

Bunar sadece bir kısmı. Jiddu'dan alıntılar başlığı ile kitaplarını okudukça düşüncelerini paylaşmayı düşünüyorum. Tüm bu yaşanmışlığa, tecrübeye rağmen ölümünden birkaç gün önce şu sözleri sarfetmiş olduğunu duyunca içime apağır bir şey oturuverdi.

"Maalesef hiç kimse ifade etmeye çalıştığım öğretiyi tam olarak idrak edemedi."

(daha fazla yazamıycam.ağlıycam ulan)